29 Eylül 2007 Cumartesi
28 Eylül 2007 Cuma
...
Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım
Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara
Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana Destina
Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için
Yasamımın gizini vereceğim sana Destina
21 Eylül 2007 Cuma
Hiç birşey hissetmiyorum hatta
Birkaç anı sadece onlar da
Silinir nasılsa zamanla
Bırakmıştım uzun zamandır
Ama ihtiyacım var şu anda
Bazen bir içki şişesi
Yaşam destek ünitesi
Bu kez gerçekten giderken
Gerçekten terk ederken
Sana kapıyı çekerken
Uzun uzun bakıyorum
Son kez.............."
Teoman güzel yazmış.İyi ki yazmış.Birden aklıma geldi girdi bu sözler.İyi oldu ama.Bilinçaltımda saklanıyorlarmış galiba.Ben de şimdi farkettim.
Neyse ki artık çok üzmüyor beni neyse ki birkaç anı sadece onlar da silinir nasılsa zamanla.
20 Eylül 2007 Perşembe
"past"
the sweet memories of the past lead me to the end
knocked down by a game from the first day you watched me dyin'
that's not me in the mirror, in the dark
that's my end
I know that's the end
I miss my past and fear my end
and I'll do so till the end
I miss my past and taste the pain
and I'll do so at the end
day from day I decay faster you can't know how it feels
sitting up in bed at night I'm too tired for a sleep
this fear rips my heart apart but I don't know why I'm cryin'
there's nothing left to do and I think I can't go on
I know I can't go on
Mor ve Ötesi'nin yıllaaaar öncesinden, ilk albümü Şehir'deki en güzel şarkılardan biri.Yorgun ve karanlık bir ruhun şarkısı.İç dünyanın kasveti, can sıkıcı bulanık zamanlar, bulantılar, bunaltılar bundan daha etkileyici daha gerçekçi daha çarpıcı anlatılamaz herhalde.
Saatlerce dinlemekten sıkılmadığım bir şarkı.Zaman zaman ilaç gibi gelir.
Sen bile kendini dinleyemediğin zamanlarda seni okumuş biri senin için senin adına yazmış gibidir...
18 Eylül 2007 Salı
tam şu an, şu saniye..
Kendimden çekiniyorum böyle anlarda.Saklayabilmek, "hayır, yenilmiyorum" diyebilmek istiyorum bana kızan iç sesime.Ama yapamıyorum.Kaçıp saklanabileceğim bir yer yok.Bilincimin, bilinçaltımın hiç bilmediğim uzak köşeleri bile teslim olmuş durumda,biliyorum.
İçimden geldiği gibi yazıyorum.Benliğimde dolaşanlar parmaklarımdan klavyeye akıyor.İçimden geldiği gibi yaşıyorum, hatta içimden gelenler benden bağımsız hareket ediyor, tıpkı şu an parmaklarımın yaptığı gibi.
Ben nereye gidiyorum?
Güzel soru...
15 Eylül 2007 Cumartesi
sözcüklerin kaderi
Ne yazık daimi olamaması hiçbirinin.Her gün dünü çoğaltmak incitiyor insanı.
Neyse ki bir rüyam var benim.Her gece sarıldığım rüya.Her sabah beni uyandıran rüya.
Rüyam gerçeğe kavuştuğunda güzellikleri ve sevinçleri yazacağım ben.Bugünümü ve yarınımı süsleyecek sözcüklerim.
Şimdilik hükmü geçmiş yazılar mezarlığım var benim.Çöpe attığım duygularımla yanyana yatmakta eskimiş yazılar.
Bir gün gelecek, içimdeki renklerle cıvıl cıvıl festivaller yaratacak benim kalemim.
..............................
......................
hımm??
“…..Çok sonraları fark edecektik
İyilik temizlik bile göreceli olacaktı
O kadar hızlı kirlenecektik ki
Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı…..”
“
“…..Kar yağıyor bu gece
Öyle beyaz ki şehir
Anlamak bir ömür sürer
Hayat niye kirlenir……”
“LEYLA”, Şarkı Sözü-Hüsnü Arkan (Ezginin Günlüğü)
Kurumuş kuyunun suyu
İncirin sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenler bürümüş
Bardaktaki su, denizde kum kadar umarsızdım
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları dikenleri bürüdü
Anne, ben geldim
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Ann, ben geldim
Ben, oğlun, hayırsızın.
“OĞUL”, Şiir-Ahmet Erhan
Masumiyet hala mevcut mu burada bir yerlerde?
Niye kirleniyor hayat?
Ne kadar “beyaz” yaşıyoruz?
Hayal kırıklığı masumiyete inananların kaçınılmaz kaderi midir? Yoksa iyiliğe inanıp kendini kandıranların çektiği bir ceza mıdır?
Kasım 2006-İzmir
o an
Kızın biri bir şey gördü..Görmemesi gerekeni, görse öleceğini bildiğini gördü..
Kaçmıştı hep içten içe doğru olduğunu bilip de kabullenemediğinden,kaçmıştı öğrenince paramparça olacağını bildiğinden..Ama unutmuştu; acıyı acı yapan beklenmedik anda gelmesiydi..
Gölgeler hep peşindeydi,kız güzellikler ummakta,reddetmekte korktuğunu..
Ve herhangi bir gündü,herhangi bir andı ;birden kanlı-canlı karşısına çıktı kabusu...
Kız ağlamaya başladı. Simsiyahtı gözleri, simsiyah akıttı yerlere hüznünü, insanlar geldi insanlar geçti kız hep ağladı- kız hep kopkoyuydu- durmak bilmedi- susmak yoktu- susmak çoktu- kıza her şey çoktu- kıza hiçbir şey yoktu aslında ve bir an geldi; her şey akıp giderken, herkes çekip giderken kız durdu dönüp baktı anladı; yoktu varlığını fark eden ve o an yok oldu fark edilmeden…
Ocak 2007-İzmir
14 Eylül 2007 Cuma
Hayko Cepkin Rock'n Coke 2007
Hayko yüz kere bin kere milyon hatta zilyon kere adamımsın, harikasın!
Adamı dinlerken hem öfkeleniyorum hem duygulanıyorum hem hayran kalıyorum hem coşuyorum, kendimi yerden yere atasım zıplayasım çığlık atasım haykırasım geliyor! Ama onun kadar muhteşem höyküremem tabi=)
Bir hayranın söylediği gibi Hayko daha iyisini yapana kadar en iyisi o!
13 Eylül 2007 Perşembe
düşteki kelebek
Anlatmak istiyorum ama kimse anlamasa daha iyi...Zaten kimse anlayamaz ki...
Bir aydan fazla değil belki...
Bir düş bir insanın karşısına bir anda bir şiirle bir şiir gibi hatta şiirlerden bile düşsel, rüyalardan bile beyaz bir güzellikle çıkabilir mi...?
Düşümün her ayrıntısıyla karşımdaydı tek farkı göz kamaştırıcı gerçekliğiydi...
Tam dokunacağım sanırken itti beni, düştüm; göremedim uçurumun kenarındaymışım...
Sonra ben üzüldüm.
Bir yıl...
Geçti gitti.
Düşüm daha çok üzüldü.Düşümü üzdüler.Düşümü daha çok üzecekler.
Ben artık düşümün gerçek olduğunu ama asla benim gerçekliğim olmayacağını kabullendim.
Düşümün düşüşleri bile incitmiyor eskisi kadar.
Düşümün omzunda küçük bir kelebek oldum ben, renk kattım bana baktı gülümsedi, ertesi gün unuttu, öldüm sandı.
Bir yılda bir ay bir gün gibi uçtu gitti.
Renklerim soldu belki ama ben hiç ölmedim.
Düşümse beni öldürdüğü gün seçtiği yolda kendi düşünün peşinde kendi tercihinin bazen kralı bazen kurbanı kapalı gözleriyle nefes alıp vermekte...
10 Eylül 2007 Pazartesi
sen giderken
Durdum baktım arkandan sen giderken
Bana bir hoşça kal bile demeden giderken
İnsan neler duyar anladım o zaman
Can alıp başını benden giderken
Ataol BEHRAMOĞLU - 1974
şaka
Ben de kronik sıkıntı hobisine sahip bir bünyeyim.Ama bu durum çoğu zaman bana zevk verir ve zekama güvenme, kendimle gurur duyma iç güdülerime kapı açar.
Az önce bir kez daha sıkıntı bunaltı karartı abartı duymuş bulunmaktayım.
Son aylarda çokça kullandığım bir kelime var.Aslına bakarsanız çeşitli zaman ve şahıs çekimli versiyonları çoğu zaman duygu düşünce tepki gibi içimden gelen her türlü dışa vurumu belirtmekte yardımcı olmuş ve kendi kendimi epey eğlendirmiştir:
"Şaka gibi! Şaka gibisin!" vs vs.
Evet, şaka gibi insanlarla olaylarda durumlarla karşılaşıyor muyuz her an?
İnsanların tembelliği şaka gibi!Adam okula kayıt yaptırcak, yurda kayıt yaptırcak-ne halt yerse yersin- parmaklarını gözlerini 2 dakika yorup araştırma gibi bir eğilim yok.Birine sorup cevap beklemek daha kolay çünkü siteden arayıp bulmaktan telefon edip gerekenleri öğrenmekten.Ama aptal televizyon programlarına deli saçması işlere vakit ayırırız, sanatdan bilgiden uzak durup beynimizi boşaltıp hayatımızı otlaştıran ne varsa bütün gücümüzle sarılırız.Hayatımıza sahip çıkmaya gelince, sorumluluk almaya gelince, sınavlara, ödevlere iş bulmaya, bu dünyada bir duruş bir amaç edinmeye gelince hep oturduğumuz yerden bir şeylerin hallolmasını bekler birilerini suçlarız.
İnsanlar şaka gibi!Gençlik şaka gibi!
Bana düşense bunlara seyrederken gülmek mi ağlamak mı bilemedim...
9 Eylül 2007 Pazar
bu da böyle bir yazı işte..
Yenik ve kaygılı,
Amaçsız ve bugünsüz,
Beyni kafatası dışında bir yerlerde konumlanmış hatta zekaya dair küçük bir ışıltı bile göstermeyen, zavallı hırsların sahte egoların kurbanı sürüngenlerden
çok ama çok sıkıldım...
Kimileri bugüne ait olmadığın düşünür, eski zamanların insanı olduğunu söyler
Kimileri bu dünyanın insanı değildir, masum ruhlarının bulandığı çamurlardan iğrenerek geçer ömrü
Bense hangi zamana hangi mekana ait olduğumu anlayabilme bulmacasının peşinde şiirlerden filozoflardan masallardan düşlerden korkulardan acılardan geçiyorum
bir roman karakteri gelip yolumu kessin hayalperestliğimi öykülerdeki renklere bulayıp beni gerçeklikten çekip alsın diye bekliyorum
3 Eylül 2007 Pazartesi
Nosotros
Atiendeme, quiero decirte algo
Que quiza no esperes, doloroso tal vez,
Escuchame, que aunque me duela el alma,
Yo necesito hablarte y asi lo hare.
Nosotros que fuimos tan sinceros,
Que desde que nos vimos amando nos estamos,
Nosotros, que
Un romance tan divino.
Nosotros, que nos queremos tanto
Debemos separarnos no me preguntes mas.
No es falta de cariño, te quiero con el alma,
Te juro que te adoro y en nombre de este amor y
Por tu bien te digo adios.
Romantik ispanyol ruhunu mükemmel yansıtan çok özel bir şarkı..Son zamanlarda çokça dinliyorum, sanırım uzun yıllar daha etkileyecek bu şarkı beni...Buradan dinleyebilirsiniz.
Google translator sağolsun ingilizeceye çevirdi büyük bölümünü, ben de kendi çapımda Türkçe bir çevirimsi yaptım:
Bir şey söylemek istiyorum
Belki de ummadığın ve acı verecek bir şey
Bu ruhumu incitiyor olsa da
Söyelemem gerekiyor
Biz…
Biz öyle içtendik ki
Birbirimizi sevdiğimizi gördüğümüzden beri
Biz…
Yarattığımız aşk, muhteşem bir güneş ve ilahi bir sevgi
Biz…
O hep çok istediğimiz…
Ayrılmalıyız ama neden diye sorma
Eksik olan aşk değil, seni bütün ruhumla seviyorum
Yemin ediyorum sana tapıyorum
Bu aşkın adına ve senin iyiliğin için sana veda ediyorum